Küçüklüğüme dair hatırladığım en eski anım, babama sürekli soru sormamdı. Sıkılırdı, yüzünden anlardım ama hiçbir zaman cevap vermekten geri durmadı. Belki de merakımı bugün de diri tutmamı sağlayan kırılma noktasıydı bu.

Bu merak önceleri etrafa yönelikti. Sonra fark ettim ki etrafı ve insanları anlamak için önce kendimi bilmeliydim. Öyleyse plan basitti: önce kendimi, kendi nedenselliğimi anlayacaktım; daha sonra da insanlığı ve nihayet tüm evreni…

İnsana ve evrene dair bu merakım, erken yaşlarda psikoloji ve felsefeyle tanışmama sebep oldu. Yine de insanı anlamak için sadece kitaplara sarılmanın, bir manzaranın hissini fotoğraftan anlamaya çalışmak gibi olduğunu düşündüğümden çokça seyahat ettim. Tek bir çantayla, evimi sırtımda taşıyarak Türkiye'nin birçok yerini gezdim. Coğrafyanın ve kültürün insanı nasıl var ettiğine hayret ederken, tanıştığım her insanı zihnimde başka bir coğrafyanın içine atıp oradaki potansiyelini görmeye çalıştım. İnsanı anlama yolculuğumda koşulların önemini bu şekilde kavradım.

En azından kendi dünyamda, bu koşulları her insan adına eşit hale getirebilmek adına sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bireyler için erişilebilir psikolojik danışmanlık kontenjanı ayırıyorum.

Bugün kendini ve tüm o cevapları arama yolculuğunda olan yetişkinlerle psikolojik danışma süreci yürütüyorum. "Tek ve en büyük cevap"ın peşine düşmek yerine, danışanlarımla "Kendi cevabımı nasıl yazarım?" sorusuna yanıt aramaya devam ediyorum.