Psikoseksüel Gelişim Kuramı: Oral ve Anal Dönemler
It All Begins Here
Davranışlarımızın altında yatan sebepleri anlamaya çalışırken birçok farklı kaynağa başvurur ve çeşitli gerekçeler ararız. Bu arayışta çocukluk dönemi en önemli kaynak olarak karşımıza çıkar. Bilim insanları da insanoğlunun kişiliğini ve gelişim dönemlerini anlamak için farklı kuramlar ortaya atmışlardır. Freud’un psikoseksüel gelişim kuramı bunlardan biridir.
Psikanalitik gelişim kuramının iki temel dayanak noktası vardır. Birincisi erken çocukluk yaşantılarının yetişkin kişiliğinin biçimlenmesinde ciddi bir role sahip olduğunu vurgulayan genetik yaklaşımdır. İkinci dayanak noktası ise bireyin doğuştan sahip olduğu cinsel enerjinin (libido) içgüdüsel olarak oral, anal, fallik, latent ve genital olmak üzere (Corey, 2015; Geçtan, 1997; Onur, 2017) bir dizi psikoseksüel gelişim evresinden geçtiğidir. Bu gelişim dönemleri biyolojik olarak belirlenmiş bir sırayla ortaya çıkar (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020). Her evre, bireyin bir sonraki evreye geçmeden önce çözmek zorunda olduğu temel bir çatışma içerir (Onur, 2017). Ortaya çıktığı dönemde bu düşünce tepkiyle karşılanmış olmakla birlikte bugün çocukları yakından gözlemleyen herkes çocukların cinsel organlarıyla ilgilendiklerini ve cinsel haz yaşadıklarını kabul etmektedir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Söz konusu evreler cinsel açıdan uyarılmaya duyarlı bir erotojenik bölgeyle temsil edilir. Erotojenik bölge, o dönem içerisinde libidonun odaklandığı, cinsel uyarılmaya aşırı duyarlı olan ve kendisi aracılığıyla haz aranan/yaşanan beden bölgesi ya da organlardır. Hem çocuklukta hem de yetişkinlikte cinsel dürtüler genital organlar dışındaki beden bölgeleri ya da organlarla da doyurulabilmektedir. Özellikle ağız bölgesi ve anüs çevresi cinsel olarak uyarılmaya duyarlı bölgelerdir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020). Oral dönemde ağız bölgesi, anal dönemde ise anüs çevresi erotojenik bölgeler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Psikoseksüel evrelerde erotojenik bölge yoluyla elde edilen hazzın aşırı ya da yetersiz olması o döneme takılma (fiksasyon) ile sonuçlanır. Engelleyici ve şımartıcı tutumlar, evrelere has çatışmaların çözümlenmesini engellemektedir. Dolayısıyla anne- baba tutumları söz konusu evrelerin sağlıklı bir şekilde, takılma olmaksızın geçirilmesinde önemli rol oynamaktadır (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020). Freud’a göre psikoseksüel gelişim aşamalarında yaşanan karmaşanın çözülme biçimi bireyin sahip olacağı temel kişilik özelliklerini belirler (Corey, 2015).
Oral Dönem (0-18 ay)
Bebekler için ilk haz kaynağı, anne sütü veya biberondan gelen besindir. Emme eylemi, dudakların ve ağız boşluğunun uyarılmasıyla keyifli bir deneyime dönüşür. Bebek, sevdiği tatları yutarak bu hazzı sürdürürken, hoşlanmadığı besinleri tükürerek reddeder. Bu döneme oral edilgen dönem denir. Dişlerin çıkmasıyla birlikte ısırma ve çiğneme de haz alma ve keşfetme araçları haline gelir ve oral agresif döneme geçilir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Ağızdan aldığı hazla bebek, dünyayı keşfetmeye başlar. Bu iki temel oral davranış, yani "alma" ve "ısırma", gelecekteki karakter özelliklerinin temellerini oluşturur. Örneğin ağızdan aldığı tatmin duygusu, ilerleyen yaşlarda bilgi edinme ve maddi kazançtan haz alma eğilimine dönüşebilir. Isırma ve saldırganlık ise yerini alaycılığa ve tartışmaya bırakabilir (Geçtan, 1997).
Bu dönemde bebekler tamamen kendilerine bakan kişiye bağımlı oldukları için bağımlılık, dürtüsel doyum sağlamanın tek yoludur. Bebeğin ilk sevgi nesnesi annesidir. Bebek annesiyle kurduğu bu ilişki doğrultusunda diğer insanlara karşı bağlılık, bağımlılık, güven gibi tutumlarını geliştirir. Bu dönemin gelişim ödevi olan memeden kesilme ve anneden ayrılma (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020) sağlıklı bir şekilde gerçekleşmezse oral saplantılar meydana gelir. Oral saplantılar başkalarına güvenmemek, başkalarını reddetmek, başkalarının onayına ihtiyaç duymak, yakın ilişkiler kuramamak veya bağımlı karakter yapısına sahip olmak gibi problemlere yol açabilir. Bu bağımlılık eğilimi yaşam boyu sürer ve stresli dönemlerde tekrarlayabilir (Geçtan, 1997; Corey, 2015).
Oral edilgen ve oral agresif dönemdeki fiksasyonların yol açacağı kişilik özelliklerini ayrı olarak incelemek gerekirse oral edilgen dönemde yetersiz ya da aşırı haz yaşayan bireyin yetişkinlikte sahip olması beklenen kişilik özellikleri;
· Aşırı bağımlılık
· Edilgenlik
· Saflık
· İyimserlik
· Onaylanma
· Diğer insanlar tarafından desteklenme beklentisidir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Oral agresif dönemde yaşanan takılmaların ise yetişkin karakterine yansıması;
· Münakaşacılık
· Kötümserlik
· Sömürücülük
· Kırıcılık
· Aşağılayıcılık olarak görülmektedir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Anal Dönem (1,5-3 yaş)
Bu dönemde erotojen bölge anüs ve çevresidir. Besin maddelerinin sindirilmesinin ardından üretilen atıklar birikir ve anüs kasları üzerinde basınç yaratır. Dışkının boşaltılmasıyla birlikte rahatsızlık son bularak ferahlama duygusu sağlanır. (Geçtan, 1997) Anüs kaslarının olgunlaşması sonucu bu dönemde çocuk yeni edindiği dışkıyı tutma/bırakma kabiliyetlerini dilediği şekilde kullanmaktan haz almaktadır. Çocuk sağladığı bu kontrolle bağırsak hareketlerini erteleyerek aldığı hazzı arttırabileceğini de öğrenmektedir. Çocuğun dışkıyı tutmak ya da bırakmaktan aldığı hazzın ona tuvalet alışkanlığı kazandırmak isteyen annesinin beklentileri ile engellenmesi kaçınılmazdır (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Bu dönemin gelişimsel ödevleri tuvalet eğitimi ve öz denetimdir. Anne ve babanın tuvalet eğitimi konusunda aşırı talepkâr ve katı olması durumunda çocuk buna iki şekilde tepki vermektedir: dışkısını salmamak veya uygunsuz yerlerde salmak. Dışkıyı salmama durumu anal-tutucu kişiliğin gelişmesine yol açarken uygunsuz yerlerde dışkı salma durumu anal-salıcı kişiliğin gelişmesine yol açar. (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020). Anal tutucu kişilik özellikleri:
· İnatçılık
· Aşırı düzenlilik
· Aşırı titizlik
· Cimrilik şeklinde görülebilir. (Geçtan,1997; Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020)
Anal salıcı kişiliğin temel özellikleri ise:
· Dağınıklık
· Düzensizlik
· Savurganlık
· Yıkıcılık
· Dürtüsellik olarak karşımıza çıkmaktadır. (Geçtan,1997; Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Sonuç olarak Freud’un psikoseksüel gelişim kuramı, bireyin erken çocukluk yaşantılarının kişilik gelişimindeki önemine dikkat çeken öncü kuramlardan biridir. Oral ve anal dönemlerde yaşanan deneyimlerin, bireyin ilerleyen yaşamındaki davranış örüntülerini ve kişilerarası ilişkilerini etkileyebileceği öne sürülmektedir. Bununla birlikte günümüzde gelişim psikolojisi alanındaki araştırmalar, kişilik gelişiminin yalnızca bu dönemlerde yaşanan deneyimlerle açıklanamayacağını; genetik özellikler, bağlanma ilişkileri, sosyal çevre, kültürel etkenler ve yaşam boyu edinilen deneyimlerin de kişilik üzerinde önemli rol oynadığını göstermektedir. Buna rağmen Freud’un kuramı, çocukluk yaşantılarının yetişkinlik üzerindeki etkisini vurgulaması ve sonraki kuramsal yaklaşımlara zemin hazırlaması bakımından psikoloji tarihinde önemli bir yere sahip olmaya devam etmektedir.
KAYNAKÇA:
Corey, G. (2015). Psikolojik Danışma Kuram ve Uygulamaları (T.Ergene, Çeviren). Ankara: Mentis Yayıncılık. (Orijinal eser 2009 yılında basılmıştır.)
Geçtan, E. (1997). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Onur, B. (2017). Gelişim Psikolojisi. Ankara: İmge Kitabevi.
Yazgan İnanç, B., & Yerlikaya, E.E. (2020). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık.
Psikoseksüel Gelişim Kuramı: Fallik, Latent ve Genital Dönem
It All Begins Here
Sigmund Freud, psikoseksüel gelişim kuramında kişilik oluşumunun temelini çocukluk dönemindeki cinsel enerjinin (libido) nasıl yönlendirildiği ve tatmin edildiği ile alakalı ele alır. Bu kuramda beş evre tanımlanır: oral, anal, fallik, latent ve genital. Bu yazıda, fallik dönemden başlayarak genital döneme kadar uzanan son üç evreyi inceleyeceğiz. Oral ve anal dönemler için Psikoseksüel Gelişim Kuramı: Oral ve Anal Dönemler başlıklı yazıya göz atılabilir.
Fallik Dönem (3-6 Yaş)
Freud'un görüşlerine göre, insan doğuştan iki temel dürtüyle dünyaya gelir: libido (yaşam ve cinsel enerji) ve agresyon (saldırganlık ve ölüm). Bu dürtüler, doğumdan itibaren bir dizi psikoseksüel gelişim evresinden geçerek şekillenir. Her evre, kendine özgü bir gelişim ödevi ve çözülmesi gereken bir çatışma barındırır. Oral ve anal dönemlerden sonra üçüncü aşama olarak fallik dönem karşımıza çıkar. Bu dönemde libidonun odağı genital bölgeye kayar ve bu bölge erotojen bölge haline gelir.
Fallik dönemdeki çocuklar, yoğun bir merak duygusu ile çevreyi ve kendilerini keşfetmeye başlarlar. Farklı olduklarının farkına varan çocuklar, bu farkın kaynağını araştırmaya girişirler. Bu merak, cinsel organlara ve cinsiyete dayalı farklılıklara yoğunlaşır. Bu dönemde çocuklarda mastürbasyon ve cinsel oyunlar gözlemlenebilir.
Freud'a göre fallik dönemde çocuklar, karşı cinsten ebeveynlerine karşı cinsel arzular beslerler. Erkek çocukta bu durum, babanın yerini alarak anneye sahip olma isteği olarak karşımıza çıkar. Freud, bu karmaşaya Yunan mitolojisinde yazgısı nedeniyle bilmeden babasını öldüren ve annesiyle evlenen Kral Oidipus'un adını vermiştir. Freud, Oidipus kompleksini, çocukların bilinçli olarak aynı cinsten ebeveyni öldürmek ve karşı cinsten ebeveyne sahip olma arzusu olarak değil, gelişimsel olarak bu tür bilinçdışı duygulara sahip olduklarını açıklamaya çalışmaktadır (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Oidipus kompleksi, erkek ve kız çocuklarda farklı şekilde seyreder. Başlangıçta her iki çocuk da ihtiyaçlarını karşıladığı için anneye bağlıdır ve annenin sevgisini paylaştığı için babadan hoşlanmazlar. Bu duygular erkek çocukta devam ederken, kız çocukta değişim gösterir (Geçtan, 1997).
a. Erkek Çocuklarda Odipus Kompleksi
Yetişkinlerde gözlemlediği sevgi gösterisini annesine de sunmak isteyen erkek çocuk, arzusunun önünde bir engel olarak babasını görmeye başlar. Güçlü ve otoriter baba figürü, bu arzuların tatminini engellemekle kalmayıp, cezalandırma tehdidi de oluşturur. Freud, bu korkunun temelinin, babanın penisi keseceğine dair bir inanç olduğunu söyler ve buna "kastrasyon anksiyetesi" (iğdiş edilme/hadım edilme korkusu) adını verir.
Kız çocuklarında penisin daha önceden var olduğuna fakat cezalandırma sonucu kaybedildiğine dair inanç, erkek çocuklarının kastrasyon anksiyetesinin temelini oluşturur. Bu korku, anneye yönelik cinsel isteklerin bastırılmasına ve bilinçdışına itilmesine yol açar. Aynı zamanda, baba figürüyle özdeşleşme süreci de başlar. Anneye yönelik tehlikeli arzuların yerini, sıcak sevgi duyguları alır (Geçtan, 1997).
Babayla kurulan bu özdeşim, erkek çocuğun cinsel kimliğini kazanmasına ve otoritesini kabul etmesine yardımcı olur. Bu sayede, babanın özelliklerini içselleştiren çocuk, ahlaki değerlerini de benimser ve süperegonun gelişimiyle birlikte toplumsallaşma süreci başlar (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
b. Kız Çocuklarda Odipus Kompleksi
Kız çocuklarında Oidipus kompleksi, erkek çocuklarından farklı nedenlerle ortaya çıkar. İlk sevgi nesnesi anne olsa da, kız çocuğu, kendisi ile penise sahip erkekler arasındaki farkı keşfettiğinde, bu durumun sorumlusunu annesinde görmeye başlar. Kız çocuğu, bu "eksikliği" annesinin kendisine penis vermediği veya yanlış bir davranışı nedeniyle penisini kestiği şeklinde yorumlayabilir ve annesine karşı düşmanca duygular beslemeye başlayabilir. Freud'un "penis özentisi" olarak adlandırdığı bu durum, kız çocuğunun güç sembolü olarak gördüğü bu organa sahip olma arzusunu ifade eder.
Bu dönemde kız çocuğunun libidosu, özendiği organa sahip olan babaya yönelir. Babanın kendisine penis verebileceği veya yitirdiği organın yerine geçebilecek bir bebek verebileceğini düşünen kız çocuğu, babasına karşı cinsel arzular beslemeye başlar. Fakat bu organa sahip olamayacağını anlayan kız çocuğu, bu arzusunu doyuma ulaştırmanın farklı yollarını arar ve cinsel ilgi penis yerine klitorise odaklanır.
Babasına sahip olma arzusunun gerçekleşmeyeceğini anlayan kız çocuğu, bu arzularını bastırır ve anneyle özdeşleşmeye başlar. Çocuk, babasına karşı beslediği cinsel arzuları ergenlikte uygun cinsel nesneye, yani diğer erkeklere yöneltmek üzere bastırır ve babasının sevdiği kişiyle, yani annesiyle özdeşleşerek bu karmaşayı çözer. Karmaşanın çözülmesi, kız çocuklarının uygun cinsel kimliği kazanmaları ve ebeveynlerinin değer yargılarını içselleştirmeleriyle sonuçlanır (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Fallik dönemde takılma yaşayan erkek çocukları yetişkinlik yıllarında
· Kendini beğenmişlik
· Böbürlenme
· Pervasızlık
· Erkekliklerini aşırı vurgulama ve ispatlama çabası
· Baştan çıkarıcılık gibi özellikler geliştirebilirler (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Bu dönemde takılma yaşayan kadınlarda ise
· Kadınsı özelliklerini vurgulama
· Ayartıcılık
· Cinsel ilişki konusunda ayrım gözetmeme gibi davranışlar gözlenebilir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Gizil Dönem (6-12 Yaş)
Latent veya gizil dönem, psikoseksüel gelişimin üçüncü evresini takip eden ve libidonun herhangi bir organ veya bölgeye odaklanmadığı bir dönemdir. Bu nedenle, bu dönem psikoseksüel gelişimin klasik aşamaları arasında sayılmaz. Ebeveynlerin koyduğu yasaklar ve gelişmekte olan süperego, cinsel arzuların bastırılmasına ve fallik dönemin anılarının unutulmasına yol açar (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Cinsel içgüdülerin yarattığı gerilimin ardından, gizil dönem nispeten sakin bir şekilde geçer. Çocuğun ilgisi cinsellikten uzaklaşarak okula, oyun arkadaşlarına, spora ve diğer yeni faaliyetlere yönelir. Bu dönem, çocuğun sosyalleşmeye başladığı ve diğerleriyle ilişkiler kurduğu bir evredir (Corey, 2015).
Genital Dönem (Ergenlik ve Sonrası)
Ergenlik döneminde endokrin sistem, ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkmasına neden olan hormonları salgılamaya başlar. Bu durum, ergenin cinsel heyecan ve faaliyetlerinde artışa yol açar. Bu aşamada libido tekrar genital bölgeye odaklanır ve bu değişimler her iki cinsiyet için de üreme yeteneğinin gelişmesi anlamına gelir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020).
Fallik dönemin eski dürtüleri yeniden canlanır ve yaşlılığa kadar devam eder. Sosyal sınırlamalar ve tabulara rağmen, ergenler cinsel enerjileriyle başa çıkmak için arkadaşlık kurma, sanat veya sporla uğraşma ve bir kariyere hazırlanma gibi çeşitli sosyal açıdan kabul gören faaliyetlere yönelebilirler (Corey, 2015).
Genital aşama, normal psikoseksüel gelişimin nihai hedefidir. Bu aşamadaki birey, sosyal ve cinsel ilişkilerinde olgun ve sorumlu davranabilen, cinsel dürtülerini uygun şekilde kontrol edebilen bir kişiliğe sahip olur (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2020). Ergen artık sadece narsisistik amaçlarla değil, özgeci duygularla da diğer insanlara yaklaşmaya başlar. Cinsel çekim, sosyalleşme, grup etkinlikleri, meslek planlaması ve yuva kurma isteği bu dönemde belirginleşir. Kendine odaklı narsisistik çocuk, gerçeklere dayalı bir yetişkine dönüşür. Freud, psikoseksüel gelişim evrelerinin birbirinden keskin bir şekilde ayrılmadığını ve her bir dönemin kişilik oluşumuna katkıda bulunduğunu vurgulamıştır (Geçtan, 1997).
Freud’un fallik, latent ve genital dönemlere ilişkin açıklamaları, kişilik gelişimini erken çocukluk deneyimleri ve bilinçdışı süreçler üzerinden anlamlandırmaya çalışan ilk kapsamlı yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Günümüzde kuramın özellikle Oidipus kompleksi, kastrasyon anksiyetesi ve penis özentisi gibi bazı kavramları bilimsel açıdan sınırlı destek bulsa da, çocukluk yaşantılarının yetişkinlikteki duygu, düşünce ve davranışlar üzerindeki etkisini tartışmaya açması bakımından önemini sürdürmektedir. Modern psikoloji, bireyin gelişimini tek bir kuramla açıklamaktan ziyade biyolojik yatkınlıklar, aile ilişkileri, sosyal çevre, kültür ve yaşam boyu edinilen deneyimlerin birlikte şekillendirdiği çok boyutlu bir süreç olarak ele almaktadır. Bu nedenle Freud’un psikoseksüel gelişim kuramı, günümüzde daha çok tarihsel ve kuramsal bir çerçeve olarak değerlendirilmekte; kişilik gelişimine ilişkin sonraki araştırma ve kuramların anlaşılmasına önemli bir temel oluşturmaktadır.
KAYNAKÇA:
Corey, G. (2015). Psikolojik Danışma Kuram ve Uygulamaları (T.Ergene, Çeviren). Ankara: Mentis Yayıncılık. (Orijinal eser 2009 yılında basılmıştır.)
Geçtan, E. (1997). Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yazgan İnanç, B., & Yerlikaya, E.E. (2020). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık.